Zağnos köprüsü mü Kuş köprüsü mü?!

   Trabzon’un en eski tarihi yapılarından biri olan Zağnos köprüsü, bir dönemler kentte yaşayanlar için önemli bir mekandı. Şehrin doğusunda oturanların batı bölgesine geçişi bu tarihi köprüden olurdu. Geçenlerde İstanbul’da yaşayan Ömür Hacıalihafız, Zağnos köprüsü üzerinden sabah geçtik, öğlen geçtik, akşam geçtik, başlığı ile bir yazı gönderdi. Hacıalihafız’ın yazısına yer vermeden önce Trabzon’un yetiştirdiği değerlerden, tarihçi, yazar Mahmut Goloğlu’nun, 70 yıl önce Yeniyol Gazetesi’nde ‘Zağnos-Zanus-Zinos’ başlığı ile yazdığı yazının bir bölümünü aktarayım;
  birinci-kisima.jpg‘Güzel caddeden aşağı indim, Zanus köprüsüne giriyorum. Tam bu sırada bir otomobil de yoldan köprüye geçiyordu, köprü ile yolun birleştiği yer o kadar fena ki, nerede ise otomobilin makasları kırılacaktı… Nihayet işte Zanus’un üstündeyim. Deniz tarafına bakıyorum, yalı boyunca uçan Zinoslar görüyorum ve düşünüyorum: Bu köprünün ismi ile şu kuşların ismi arasında bir alaka var mıdır? Biri Zanus, öteki Zinos… Zanus ismi olsa olsa o zamanki büyük adamlardan birinin ismi olacak diyorum ve tarihi karıştırıyorum. Buldum gibi bir şey, Trabzon’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’tir. Fatih’in Zağnos Paşa isminde bir kumandanı vardır. Demek ki bu köprüye bu kumandanın ismi verilmiş ve halk dilinde Zağnos, Zanus olmuş… Burası iyi, fakat bu Zinoslar ne oluyor?
Acaba bu kuşlara da Zinos ismi, bu kumandanın hatırı için mi takılmış. Ne dersiniz? Yoksa bu kumandan mı kuş ismi almış? Bir kere ipucunu elde ettik ya, aç yine tarihi bakalım işe yarar bir şey bulabilir miyiz? Nitekim buldum, bakınız tarih ne diyor: Zağnos denen bir nevi kuş vardır ki ekseriye padişahlar onu ellerine alıp ava salarlar. Çağatayca’da ise Zağnos, bir nevi doğan ismidir. Kamus-ı Türki’ye göre de Zağnos, şahin nevinde bir kuştur.
Şu duruma göre, esas olan Zinos’dur, yani Zağnos kelimesi bir kuş ismidir. Fakat halk dilinde kullanılan Zinos olmuştur. Kumandan Paşa’ya da babası bu kuş ismini takmıştır. Bu Paşa Trabzon’a gelmiştir, paşaya izafeten köprüye de onun ismi konmuştur. Uzun sözün kısası, Zağnos-Zanus-Zinos hepsi birdir’.
Ne diyelim… Mahmut Goloğlu böyle yazmış!.. Zağnos’un Türkçesi bir kuş adıymış!.. 

‘Köprüden biz de geçtik’

 ikinci-kisima.jpg  Ömür Hacıalihafız ise Zağnos köprüsü ile ilgili şunları yazdı;
‘Sabah geçtik, öğlen geçtik, akşam geçtik aynı gün bu köprüden. Anamızın karnında geçtik, kucağında geçtik. Babamızın elinden tutarak geçtik. Delikanlıyken geçtik. Bekar geçtik, evli geçtik biz bu köprüden. Bazen üzgün, bazen dalgın ve hüzünlü bazen de sevinçli, neşeli geçtik. Askerlik şubesine giderken geçtik, Numune' ye, Sigorta'ya giderken geçtik. Fuar'da Maltepe sigarasına halka atmak için, deniz kızı Eftelya'yı görmek için geçtik biz bu köprüden. Kapalı spor salonundaki, Barış Manço, Cem Karaca, Edip Akbayram konserlerine gitmek için geçtik biz bu köprüden. Lise'den dönerken her akşam, Veysel İpek uzay geometriden zayıf verdi , Ford Osman'dan yine zılgıt yedik diye üzüntülü geçtik. Bazen de tarih dersinde Kadriye Acar'dan 8 aldık, sevinerek geçtik bu köprüden. İlkokul günleri, 1 Mayıs Bahar bayramında piknik yapmaya Erdoğdu’ya, Kindinar'a giderken geçtik. 23 Nisan'larda, 19 Mayıs'larda tören için stadyuma giderken geçtik. Soğuksu'ya, Kisarna'ya, Kireçhane’ye gittik biz bu köprüden.  Gün oldu, sevdalı geçtik, başımızda duman. Gün oldu,  kalbimiz kırık geçtik halimiz yaman. Trabzonspor'umuzun önemli galibiyetlerinden sonra, Avni Aker'den dönerken "fincanı taştan oyarlar" eşliğinde davul çalarak geçtik. Yeri geldi; gözlerimizde iki damla yaş, kalbimizde acı, bir yakınımızın tabutunun arkasında yürüyerek geçtik biz bu köprüden. Biz; namus, şeref, alın teri, kan ve gözyaşı ile alınmış hilesiz, hurdasız, yalansız dolansız, anamızın ak sütü gibi helal 7 tane şampiyonluk kupası taşıdık bu köprüden. Bebek arabasında geçtik. Gelin arabasında geçtik. Cenaze arabasında geçtik biz bu köprüden. Kimler, kimler geçmedi ki birkaç bin yıllık köprüden. Fatih Mehmet geçti, Yavuz Selim geçti, Kanuni Süleyman geçti, Mustafa Kemal geçti bu köprüden…
  Ömür Gökçe Hacıalihafız, yazısının sonuna da köprünün tarihi ile ilgili bir not düştü ve şöyle dedi:  Zağnos Köprüsü, Atapark ile Ortahisar Mahallesi arasında, Zağnos Vadisi üzerinde Roma döneminde inşa edilmiştir. 15.yy.’da Zağnos Mehmet Paşa tarafından restore edilerek genişletilen köprü, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden izler taşır. Köprü Bizans döneminin taş işçiliğinin iyi bir örneğidir. Şehrin tarihi merkezi olan Ortahisar’a (kaleiçine) ana giriş yolu olan köprü Trabzon’un en önemli simgelerindendir. Asırlardır ayakta olan köprü halen taşıt ve yayalarca kullanılmaktadır. Her ne kadar doğrulanamasa da köprünün altında gizli geçitler ve hatta yeraltı şehri olduğu iddia edilmektedir.
Ömür Gökçe Hacıalihafız’a nostaljik yazısı için teşekkür ediyoruz.

Trabzon Kızılay’da  sürgün!

 kizilay.jpg Trabzon Kızılay’da ilk darbeyi birkaç yıl önce Dr. Yusuf Bahadır yemişti. Bahadır’ın yerine Adana’dan bir doktor getirilmişti. Kızılay Trabzon’da ayrıca üç beş doktor daha görev yapıyor. Bu doktorlardan biri olan Trabzonlu Meriç Karabacak Bostanoğlu sebepsiz ve nedensiz bir şekilde Denizli Kızılay’a sürgün edilmiş. Bostanoğlu’nun iki çocuğu ilkokul ve ortaokulda eğitim görüyor, eşi Trabzon’da çalışıyor. Bu nasıl bir atamadır, bu nasıl bir iştir? Doktor Denizli’de ilkokul ve ortaokula giden çocukları ve eşi Trabzon’da! Doktorun siyasi görüşünü vs. bilmiyoruz. Gerçi bilsek ne olur ki? Trabzonlu bir doktoru, Adanalı ve de torpilli bir başka doktor sürgün edecek ve buna da bu kentin AKP teşkilatı, milletvekilleri seyirci kalacak. Kızılay şube başkanı demek ki, Trabzon’da partiden daha güçlü!
 

Öğretmenevi mi yemek fabrikası mı?

  Milli Eğitim Müdürlükleri, okullardaki yemek işini ihale ile özel sektörden temin ediyordu. Eğitim kurumlarına yemek tedarik eden firmalar da, üretimde aksama olmaması için araç gereç yatırımında bulunuyor.  Yemek işi, ihale ile olduğundan firmalar çok düşük fiyat veriyorlar.
  ogretmenevi.jpgTrabzon Milli Eğitim Müdürlüğü bir süre önce, ihale ile yemek alma işini askıya almış ve okullara dağıtılan yemeği öğretmenevi aşhanesinde yapmaya başlamış. Öğretmenevi’nin müdürü, yardımcısı vs. devlet memuru. Yemek yapan elemanlar, tahminimiz o ki işçi statüsünde. Okul öğretmenliğinden veya müdürlüğünden, öğretmen evine atanan bir memur, yemek işinden ne anlar? Anlasa da, bu iş nasıl kontrol ediliyor. Ayrıca öğretmen evlerinin döner sermayeleri var mı? Bu iş biraz karışık ve kafa karıştıran bir iş! Devlet kurumları, özel sektör yemek işini, özel sektörden temin ederken Milli Eğitim bu işi öğretmenevine yaptırması gerçekten ilginç. Eğer işin içinde meslek edindirme projesi varsa, ihaleyi alan özel sektöre şu kadar gence mesleği öğreteceksin şartı getirirsin... 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.