İsmail Kansız

İsmail Kansız

ZOR GÜNLERİN  GİZLİ TOPLANTISINDAN

Yıl 1924.

Günlerden 24 Nisan Cumartesi 1920.

Yani Türkiye Büyük  Millet Meclisi daha dün açılmış.

Mustafa Kemal Atatürk meclisin ikinci oturumunda konuşuyor.

Kurtuluş Savaşı devam ediyor.

İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar sadece Anadolu’yu değil Osmanlı topraklarındaki bütün bölgeleri işgal etmişler.

Kürsüye çıkan Mustafa Kemal yurdun dört bir yanından gelen meclis üyelerine ülkenin içinde /Ahval-i Dahiliye/bulunduğu durumu anlatıyor.

Özellikle dağılan Osmanlının idaresi altında olan milletlerin savaşlar ve işgaller karşısındaki mevcut halleri ile Türkiye'nin bunlarla ilgili stratejilerinden bilgi sunuyor meclise...

IRAK, KAFKASYA, ERMENİLER, GÜRCİSTAN, SURİYE, ARAPLAR, Rusya'daki BOLŞEVİZM'den bahsederek, memleketin kurtulmasının en önemli konu olduğunu, bunun için de şahsi meselelerden uzak durulmasını tavsiye etmektedir.

Bu arada iç isyanlar da henüz kurulmamış olan ama kurulma iradesini ortaya koyan Türkiye Cumhuriyeti'ni zor durumda bırakan olaylardı. Atatürk bu isyanlarla dair bilgi verip alınması gereken tedbirleri anlatıyordu. Milletin kurtuluşunun yine milletin inancındaki kararlılıkla mümkün olacağını belirtir.

"Bittabi selamet ve necat için müracaat ettiğimiz menba kuvveyi ameliye islamiyet olmuştur."

Bu durumu izah ettikten sonra tamamen bir ehli salıp saldırısı ile baş başa kalmamak adına diplomasiyi kullanmak zorunda olduklarını belirterek, mıntıkadaki dindaşlarımızla da temasa  geçmek lazım geldiğinin altını çizer.

İşte bu çerçevede Atatürk, Kafkasya ve Garbi Trakya ile temasta olduklarını anlatıyor.

Bu arada Ortadoğu'daki durumu da şöyle özetler:

"SURİYE halkı, IRAK halkı yani ARABİSTAN 1914 tarihinden evvel aynı hudut dahilinde bulunduğumuz zamanlarda cümlemizde malumdur; Devleti Osmaniye'nin bir uzvu bir rüknü olmaktan fevkalade müşteki ve müstakil olma gayesini takip ediyorlardı "

Bu durumun izahından sonra güç ve kuvvetlerinin yetmeyerek "Kendileri ile birlikte hepimizi birden imhaya tevessül eden düşmanlarla birlikte teşriki mesaide  bulunarak, İngilizler, Fransızlar kendilerinin hayali olan gayelerini mevkii fiile çıkaracak diye onların eteklerine sarıldılar".

***

 

Atatürk ayrılıkçı girişimlerden sonra, Arap dünyasındaki değişik görüşlerden bahisle, özellikle Suriye'nin Fransa destekli kral Faysal yönetimine girmekten uzaklaşarak, Türklerle irtibata geçip yardım isteme gibi düşüncelere doğru adım attıklarını ama kendilerine mevcut imkanlarının ancak Türkiye'nin kurtulması yolunda kullanılabileceğini Suriye’nin de istiklalini ele aldığında federatif ya da konfederatif bir şekilde irtibat peyda edileceğini anlattığı konuşmasında, doğrudan  Suriye milleti ile kurdukları irtibat sonucunda önemli kazanımlar elde edildiğini de belirtiyordu.

Buna benzer bir oluşum da İngilizlerin işgali altında bulunan Irak'la yaşanmış. Irak'ın Osmanlı'nın bir parçası olarak eskisi gibi bir arada bulunmak istediklerini anlatarak;

Irak'ın da Türkiye gibi istiklal mücadelesi verdiğini ve bağımsız bir devlet olduktan sonra birleşmenin önünde hiçbir mâni kalmayacağına inandığını belirtmişti. Mustafa Kemal, yıllardır aynı çatı altında yaşayan ve din kardeşi olan milletlerin maruz kaldığı istila ve saldırılardan kurtulması halinde yeniden işbirliği içinde olabileceklerini açıkça izah ediyordu.

Atatürk konuşmasının diğer bölümünde Kafkaslardan söz ederek Şimali Kafkasya'nın, Çerkezistan, Gürcistan ve Ermenistan parçalarından mürekkep bir bölge olarak önem arz ettiğini meclise ifade etmiştir.

Şu cümlesi önemlidir ve bugünün dünyası için de halen geçerlidir:

"...ve diyebiliriz ki Kafkasya faaliyet ve amalı milliyenin tecellisi ve memleket ve  milletimizin istiklali halası noktai nazarından memleketimizden uzak değil, tamamen aksamı asliyei bir parçası gibi telakki olunabilir. Biz aslında onlarla biriz beraberiz" diyerek bölgedeki Türk İslam unsurlarına dikkat çekmektedir.

Ermenilerin ise bütün dünyanın desteğine mazhar olduğunu o bölgede  kalan Ahalii İslamiyeyi imha etmekle meşgul olduğunu işaret ederek, dindaşlarımızın büyük bir baskı altında olmalarına rağmen namus ve haysiyetlerini de muhafaza etmekten geri durmadıklarını vurgulamıştır.

Gürcistan'ın bu bölgede bize karşı samimi davrandığını, Batum, Kars Ardahan'ın sınırlarımız içinde kabul ettiğimizi hatta o bölge halkının da aynı düşündüğünü ve mebuslarını da meclise göndermek üzere yola çıktılarını anlatır.

Ayrıca içte çıkartılan İngiliz destekli isyan ve Milli mücadeleyi sekteye uğratacak hareketleri de açıklayan  Mustafa Kemal, payitaht ve halife ile de irtibat kurabileceklerini ancak halifenin camiye giderken bile yanında İngiliz askerlerinin bulunduğunu, İstanbul’un işgal altında olduğunu dahi bilmeyen ahalinin İstiklal savaşına karşı kışkırtıldığını anlatmıştır.

TBMM nin kuruluşundan sonra yapılan bu ikinci oturumda Atatürk Sovyetlerden de bahsetmiştir.

Bolşevizmin milli hasletlerimize uygun olmadığını, Rusya’nın her şart altında kendi görüşlerini kabul ettirmekte gayretleri olduğunu halbuki bizim milletimizin kendine ait milli ve manevî değerlerinin olduğunu, lâkin kendileri ile gerektiğinde görüşmeler yapılacağını belirtmiştir.

Günün şartları doğrultusunda yaşananları gizli celsede anlatan Mustafa Kemal İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların her birinin Türkiye'nin içlerinden birinin eline geçmesini istemediğini bu durumun kendilerinin, menfaatlerine olmadığını bildiklerini ifade ederek yalnız ve yalnız memleketin kurtuluşunu düşünme zamanı olduğunu, şahsi kavgaların olmaması gerektiğini anlatmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, meclisin ikinci oturumu olarak tarihe not düşülen bu konuşmasını

"Millete istiklal temin edileceği güne kadar bir fert olarak bütün mevcudiyetimle çalışmağa mukaddesatım namına söz vermiştim. Bu sözü burada tekrar etmekle kesbi şeref eylerim"

sözleri ile bitirmiştir. (T.B.M.M/Gizli Celse Zabıtları/24 Nisan cumartesi/1336/1920/ ).

***

 

Dikkatinizi çekmek istiyorum.

Henüz Türkiye Cumhuriyeti kurulmamış.

Meclis açılalı bir gün olmuş.

Daha ikinci oturum yapılıyor mecliste.

Mustafa Kemal, yürütülen milli mücadelenin yanısıra dünya siyaseti ve sınırdaş ülke ve milletler topluluklarının duruşlarını geleceğe dair hesaplarını anlatıp, ilerde kurulacak devletin temel stratejilerinin işaretlerini veriyordu.

Anadolu’ya sıkışmış Türk Milletinin kurtuluş ve özgürlüğe giden yolda mücadelesini verirken diplomatik ataklarını da o günün zorlu şartlarına rağmen gerçekleştirmeye çalışan kurulma aşamasındaki Türkiye, bugün  de Kafkasya'da, Ortadoğu'da, Akdeniz'de  yürütülen siyasi tavır ve mücadelelerin dünden çok ta farklı olmadığının bilinciyle hareket etmesi gerektiğinin  farkındadır.

 

USTA ÖĞRETİCİ KİMDİR ?

     

Gün boyu evdeyiz ya bu aralar, geçenlerde bütçe görüşmelerinde olacak, Usta Öğreticiler diye anılan Halk Eğitimin isimsiz kahramanlarının hakları ile ilgili bir hatibin konuşmasını duydum.

Elimdeki kitabı bir kenara bıraktığımda ekranda konuşan Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs olduğunu gördüm.

Şimdiye kadar bu kesimin sıkıntılarını bir bütçe konuşmasında bu denli dile getirildiğini hatırlamıyorum.

Peki kimdir bu Usta Öğreticiler?

Zor bir soru?

Kendilerine sorsan onlar bile tarif edemez kendilerini.

Bir kere kadroları yoktur.

Öğretmenler gibi hak ve hukukları yoktur.

Memur değildirler.

İşçi de değildirler bu arada.

İşin garibi öğretmenlik yaparlar öğretmen de değildirler.

Maaşları yoktur mesela.

Saat ücreti alırlar.

Eskiden çalıştıkları süre tam gün hesaplanıp sigortaları da yatmazdı.

Şimdilerde bu düzeltilmiş. 

Peki ne yaparlar bu Usta Öğreticiler.

Neler yapmazlar ki,

Yaygın eğitimin en önemli neferleridir.

Çoğu da kadındır.

Bir köyün sobası zorla tüten derme çatma odasında eğitim çağını geçirmiş kadınına kızına el becerisi öğretirler. Aile sağlığı,çocuk bakımı,ev ekonomisi,hijyen,çocuk gelişimi gibi konularda eğitmenlik yaparlar.

Sene sonunda da anlı şanlı açılış törenlerinin olduğu ortamlarda yaptıkları işleri büyük bir gururla öğrencileriyle birlikte sergilerler 

Sonra? Sonra unutulurlar. Törene gelen ne vali ne kaymakam ne de siyasi sormaz ki nedir sıkıntılarınız.

Öğrenciyi usta öğretici temin edecek. Ders verilecek mekanı da bulacak. Köyün tepesine gidip gelme işini de çözecek. Ama iş maaşa gelince girebildiği ders saati kadar ücret alacak.

Emeklilik de hayal olacak.

Oysaki bu Usta Öğreticiler, toplumun dezavantajlı kesimine el becerisi öğreterek sosyal konularda bilgiler vererek evinden başka bir ortamda sosyalleşmelerini sağlayarak  topluma büyük bir hizmet sunmaktadırlar.

Zor mu, bu çalışanlara bir meslek yasası çıkartmak. Statülerini belirlemek. Çalışma şartlarını düzeltmek. Geleceklerini teminat altına almak.

Bakın 20 öğrencisine diyelim telkari sanatını öğreten usta öğretici topluma nasıl katkı yapıyor?

20 usta yetişmiş oluyor.

20 aileye yaptıkları işten dolayı para giriyor.

Yüzlerce meslek çeşidine usta yetiştiren kişileri meslek sahibi edindiren Usta Öğreticilerin işim şudur diyeceği bir statüleri yok.

Halk Eğitim diye bir kurum varsa.

Usta Öğretici diye de bir çalışan vardır.

Bu çalışanlar da devlete hizmet etmektedirler.

Emeklilik hakları başta olmak üzere statüleri tanımlanıp özlük hakları sağlanmalı.

Bütçe konuşmalarında Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs'ün dile getirdiği konu yılların sıkıntısının hatırlatılması bakımından önemliydi.

Sayın Milli Eğitim Bakanı umarım bu soruna bir el atar.

 

EFSANENİN TAM DA KENDİSİYDİ

 

Trabzonspor'un futbolcusuydu, bordo mavi takımın  ilk yıllarında...

Sonrasında kendini yetiştirdi.

Geliştirdi Teknik Direktörü oldu.

Yıllar geçti kulübün başına geçmesini gerektiren şartlar oluştu başkan oldu.

Ama onun en mutlu olduğu yer Hacıkasım Mahallesi'ndeki Trabzonspor'un kuruluşuna şahitlik eden Ziya Bey Sahası idi.

Bugünkü gibi futbol piyasasında akıl almaz paraların döndüğü yılların aksine akıtılan terin değer bulduğu günlerdi.

Bizim de ilk gençlik yıllarımızda müdavimlerinden olduğumuz köhne kulüp binasında sobanın etrafında sıralanan masalarda Özkan Sümer'in de katıldığı sürüp giden sohbetlerin konusu futbol ve Trabzonspor'du. Ve biz o yaştaki aklımızla Özkan hocanın futbol adına farklı şeyler söylediğini anlayabiliyorduk.

Ama bir gözü de binanın hemen önündeki Ziya Bey sahasında idi.

Çünkü orda çocuklar, gençler çift kale maç yapıyordu.

Ve o gözler hep "alt yapı" denilen futbolcu yetiştiren okulun üzerinde oldu yıllarca... Altın Kolye turnuvaları o yılların Trabzonspor'a giden yolda umudun kapısı olmuştu.

Çünkü Özkan hoca tuttuğu raporlarda umut gördüğü çocukları daha ileriye götürme adına değerlendiriyordu. O yıllar öyle geldi geçti...

Özkan Sümer hoca, kendini yetiştiren, futbol dünyasına damga vurmuş renkli ve filozofi düşünceleriyle unutulmayan bir futbol insanıydı.

Futbolun içinde hayata dair bir şeyleri de öğreten bir insandı.

Trabzonspor ona göre sıradan bir takım değildi.

Ona göre,

"Trabzonspor bir kulüpten daha fazladır. Trabzonspor dalgaların sesidir. Yaylaların sisidir. Ormanların gizidir. Kemençenin sözüdür. Bebelerin ninnisi, ninelerin türküsü, yaşlılarımızın öyküsü, gençlerimizin tutkusudur.”

Trabzonspor'a ve Türk Futboluna hizmetleri ile unutulmazlar arasına girmişti.

22 Aralık 2020'de en uzun gecenin sonunda bir yıldız kaydı, Türk futbolundan...

Allah rahmet eylesin. Ruhu şad olsun.

 

YAPTIK YIKIYORUZ?

 

Tamam yıkalım da niye yaptık.

Bu sorunun cevabını bulmak hem zor hem kolay.

İki türlü cevabı var aslında:

Gerekliydi yaptık,

Öyle uygun gördük yaptık.

Bu iki cevap ta sorunlu.

Peki niye yıkıyoruz diye de sorsak nasıl cevap alacağımız da aşağı yukarı belli:

Yıkılması gerekliydi.

Yıkılmasını uygun gördük.

Durun daha bitmedi...

Meydandaki üst geçit var sırada.

O da yıkılacakmış.

Kent siluetine olumsuz yansımış.

Kentin kimliğini bozmuş.

Peki sırada Boztepe tünellerinin kapatılması da var mı?

Malûm o da bilmem kaç bin yıllık kentin tarihi kimliğine hiç yakışmamış diyor, sanat tarihçileri, kent planlayıcıları...

Bu gidişle Yavuz Selim Köprüsü de gündeme gelirse şaşırmayacağız.

Peki demezler mi bütün bunlar yapılırken bu şehrin sesine niye kulak vermediniz?

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.